Sabahattin Ali
Sabahattin Ali, bir piyade yüzbaşısının oğlu olarak Gümülcüne'ye bağlı İğridere köyünde 25 Şubat 1907'de dünyaya geldi. İstanbul'da Muallim Mektibi'ni bitirdip öğretmenliğe başladı. Irmak, Servet-i Fünun, Meşale ve Güneş dergilerinde şiirleri yayınlandı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın aştığı bir sınavı kazaranak 1928 yılında Almanya'ya giden Ali, öğrenimini tamamlayadan dönmesine rağmen yeterlilik sınavından geçerek Aydın, Konya ve Ankara'da Almanca öğretmeni olarak çalıştı. Bir ihbar nedeniyle 1931'de gözaltına alındı ve üç ay tutuklu kaldı. Ardından Atatürk'le ilgili yazdığı ancak yayınlanmayan bir şiirinden dolayı tekrar soruşturmaya uğradı ve bir yıl Sinop Cezaevin'de kaldı.

Tutukluluk süresi sona erip serbest kalınca Ankara Ortaoku'nda ve Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde çalıştı. Ankara Devlet Konservatuarı'na geçerek öğretmenlik ve dramaturluk yaptığı sıralarda aynı zamanda Varlık, Ağaç, Resimli Herşey, Oluş, Yedigün, Aydabir, Adımlar Yur ve Dünya ile Gün dergilerinde çevirileri, yazı ve hikayeleri basıldı. Bakanlık emriyle görevinden alınınca, mesleği bırakarak yayıncılığa başladı. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la birlikte 'Markopaşa' dergisini çıkardı. Ancak yazılarından dolayı bir kez daha kovuşturmaya uğrayarak üç ay hapis yattı.

Bir ara taşımacılık işi yaparak hayatını idame ettirmeye çalışan Sabahattin Ali, sürekli izlendiği için bu ülkede kalamayacağını anlayarak yurtdışına çıkmanın yollarını aramaya başladı. Yurtdışına çıkmasına yardımcı olacağını düşündüğü kişi tarafından 2 Nisan 1948'de, Kırklareli'nde Bulgaristan sınırına yakın bir yerde öldürüldü.

Edebiyata şiirle başlayan Sabahattin Ali, hece ölçüsünü kullanarak halk türküsüne benzer ürünler ortaya koymuş ve şiirlerinde genellikle aşk, yalnızlık gibi temalar işlemiştir. Şiirden sonra hikâye ve roman türünü de deneyen yazar, yapıtlarında yalın, anlaşılır ve akıcı bir dil kullanmış sergilediği gerçekçi tavırla dikkatleri toplamıştır. Hikâyelerinde köy ve kent yaşamını derin bir sosyolojik ve psikolojik çözümleme içerisinde ustaca yansıtan Sabahattin Ali, Anadolu halkının çektiği sıkıntıların tercümanı olurken köylerdeki yoksulluğun karşısında burjuva adaletinin anlamsızlığına dikkatleri çekti.

Aydınlar ile Anadolu insanı arasındaki uçurumu bir köylünün gözüylü 'Köpek' adlı hikâyesinde anlatırken, aydınların sınıfsal açıdan nerede bulunduklarını 'Düşman'da ortaya koydu. Zaman zaman fantastik ve halk masallarından yararlanarak alegorik bir anlatım tarzıyla devrimci dönüşümü ele aldı.

Edebiyatımızda özellikle de Cumhuriyet sonrası roman sanatında önemli bir yere sahip olan ve gerçekçi romanların ilklerinden biri olarak değerlendirilen Kuyucaklı Yusuf'ta 20. yüzyılın başlarında Türkiye'nin ekonomik, siyasi ve toplumsal görünümünü köy-kasaba ortamı içinde verir. Yoksulların ağalar ve zenginler karşısındaki güçsüzlüğünü, zenginleşmiş sınıfın ise ahlaksal çöküntü ve düzenbazlığını tarihsel bakış açısıyla ve eleştirel bir gözle anlatan Ali, romanın sınıf bilinci almış başkahramanı Yusuf'un aracılığıyla burjuva düzene karşı verilen mücadelenin öyküsünü anlatır.

Sabahattin Ali'nin bu eserinin başarılı olmasının bir nedeni de Tanzimat'tan 1950'li yıllara kadar geçen dönemde Türk romanının ana sorunu Batılılaşma olarak görülür.Toplumsal yapının çözümlemesini yapmadan, mevcut düzeni sorgulamaksızın yazılanlar belli temellere dayanmadığı için ilerlemeye vesile olmuyordu. Toplumsal yapıyı ezilen insanları konu eden romanlar her ne kadar 1950'li yıllarda ortaya çıksa da bunun temellerinin 1937'lerde Kuyucaklı Yusuf'la birlikte atıldığı söylenebilir.

Eserleri
Roman: Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940), Kürk Mantolu Madonna (1943)
Hikâye: Değirmen (1935), Kağnı (1936), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1947)
Oyun Kitapları: Esirler (1966)
Şiir Kitapları: Dağlar ve Rüzgâr (1934), Kurbağanın Serenadı (1934), Öteki Şiirler, Bütün Şiirleri (Atilla Özkırımlı tarafından derlendi/ 1983)
Düzyazı/ Derleme/ Notlar: Markopaşa Yazıları ve Ötekiler (Derleyen: Hikmet Altınkaynak / 1987)